Okul Öncesi Dönemde Akademik Bir Beceri: Erken Okuma-Yazma

Okumak ve yazmak çocuklar için düşünüldüğünde genellikle halk tarafından ilkokul birinci sınıfta kazanılan bir kabiliyet olarak görülmektedir. Fakat, bu sanı tamamen yanlıştır. Okuma yazma becerisi insanların bebeklik dönemine kadar dayanan bir alt yapıya sahiptir. Bu süreç hiç şüphesiz bebeğin dünyaya gelmesi ile başlar ve devam eder. Etkin dinleme, konuşabilmenin en temel koşuludur. Konuşabilmek ise okuma-yazmaya giden en önemli yol olarak görülebilir.

 Yapılan araştırmalarda çocukların okuma yazma becerilerinin çevrelerinde bulunan uyarıcılarla doğru orantılı olduğu bulunmuştur. Bunu basit bir şekilde açıklamak gerekirse; günümüz toplumunda yaşayan çocuklarla 60lı yıllarda çocukluğunu yaşamış olarak yetişkinleri kıyaslayarak yapabilir.

Bugün; teknolojinin gelişmesi, istenilen şeylere kolaylıkla ulaşabilme gücü, yazılı ve sözlü kaynakların çoğalması ve bunların kolay erişilebilirliği sayesinde çocukların maruz kaldığı uyarıcı sayısı geçmişe kıyasla yaklaşık 40 kat daha fazladır. Bu durum onların en aktif konumda çalışan beyinleri tarafından bir sünger gibi emilmekte ve sayısız bağlantı kurarak gelişimlerini desteklemektedir. Ancak, çoğu eğitimci ve ebeveyn bu durumun farkında olmadığı için bundan etkin olarak faydalanılamamaktadır.

 Çocuklar 1,5- 2 yaş arasındaki dönemde nitelikli olarak hafızalarını kullanmaya başlarlar. Yani, harflerin ve karalamaların, nesneleri, olayları, duyguları ve insanları temsil edebildiklerini fark etmeye başladıkları bir dönemdir. Bu evreyi verimli geçirmeyi başarabilen çocukların okuma-yazma becerisi konusunda yüksek bir yeterlilik gösterdiği söylenebilir.

Buradan yola çıktığımızda, en az kurumlarda alınan okul öncesi eğitim kadar ailelerin çocuklara ev koşullarında sağladıkları ortamın da öneminden bahsedebiliriz. Çocuklara hem fiziksel olarak sağlayacakları ortam sayesinde hem de onlara örnek olarak erken okuma yazma beceresini sağlayabilirler.

Çocukların modelleyerek öğrenmesi ebeveynlerin içinde bulunacağı tutum açısından önem taşımaktadır. Hiç kitap okumayan bir ailenin çocuğunun kitaba karşı pozitif bir yaklaşım içinde olmasını beklemek hayalci bir yaklaşım olacaktır. Evdeki kitap türü çeşitliliği, kitap sayısı ve okuma etkinliklerinin artması evdeki okur ve yazarlık oranını arttıracaktır.

Çocuğa dair yaratılacak fiziksel koşullardan bir diğerinin de çocuğun dil becerisini geliştirebileceği bir yer olduğu görülmektedir. Yani, konuşma fırsatı olan çocuğun dil becerisini geliştirdiği buna paralel olarak da okuma-yazma becerisinin arttığı gözlemlenmektedir. Ailesiyle ve yaşıtlarıyla konuşma imkanı olan çocuk gelişmeye açık olan çocuk olarak kabul edilebilir. Bu yüzden her zaman çocukların konuşmasına izin vermek ve onları bu noktada desteklemeye çalışmak onlara fayda sağlayacaktır.

 

Erken okuma-yazma konusunda oyuncakların önemini bir sonraki yazımda detaylı olarak sizlerle paylaşacağım…

Ceyda.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s